X

Yay Burcu ve İnançların Gücü

Zodyak’taki yolculuğumuz devam ederken şimdiki durağımız Yay Burcu. Güneş Yay Burcuna girdiğinde keyfi oldukça yerindedir. Çünkü burada gözüpek ve maceracı ruhu bir kere daha ortaya çıkar. Neşesi ve coşkusu, kış günlerinde bile içimizi ısıtır. Güneş Aslan Burcunda yönetici, Koç Burcunda ise yücelme durumundadır. Yani Ateş Elementi Burçları çok sever. Dolayısıyla Güneş, bu burçlarda kendini en iyi şekilde gösterecektir.

Ateş Elementi; inisiyatif alabilen, kendinden emin ve risk almayı seven yapıdadır. O kaybedeceğini pek düşünmez, çünkü her zaman kendine güvenir. Hele iyimser Yay, Jüpiter’in yönetiminde olduğu için her türlü maceraya balıklama atlayacaktır. Keşfetmek ve ufkunu genişletmek onun doğasındadır. Bu iyimser ve meraklı doğası onun görünmez bir zırhla kaplanmasına, dolayısıyla hayatın içinde bütün olumsuzluklardan etkilenmeden ilerleyebilmesine yardımcı olur. Gerekmedikçe savaşmayı tercih etmeyecektir, fakat güçlü bir şövalye gibi yolunda ilerlerken aynı zamanda da yeni ülkeler fethetmek ister.

Yay Burcu ve 9. Ev

Yay Burcunun doğal evi olan 9.ev; yabancı ülkeler, bizden farklı kültürler, vizyonumuzu geliştirmek, yüksek öğrenim, din ve din adamları, inançlar ve felsefeyle alakalıdır. Yabancı ülkelere seyahatin anlamı bizden farklı olanı görmek ve öğrenmek demektir. Burada bahsi geçen “yabancı ülkeler” bize yabancı ve farklı olan, hiç görmediğimiz yerlere gitmek anlamındadır. Belki de teknolojinin gelişimi sayesinde küreselleşen dünyamızda uzak ülkeler olarak bahsedilen yerlere bile uçaklar sayesinde yarım günde gidebilmekteyiz. Halbuki eski zamanlarda yarım günde ancak komşu vilayetlere gidilebilirdi ki bunlar da 3.evle özdeşleştirilen yakın seyahatlerdi. Yine teknolojinin bir ürünü olan televizyon ve internet sayesinde hiç gitmediğimiz yerlere gidip hiç görmediğimiz ülkeleri evimizden her ince ayrıntısına kadar öğrenebilmekteyiz.

Yine küreselleşmenin bir sonucu olarak, eskiden bize yabancı olan kültürlerle adeta iç içe yaşamaktayız. Artık farklı bir mutfak denemek için çok uzaklara gitmemiz gerekmiyor. Uzak Doğu Mutfağını denemek için yanı başımızda, hatta belki de köşe başındaki restorana gidebiliriz. Benzer şekilde, eskiden çok fazla bilgi sahibi olmadığımız inançları ve dinleri artık internet sayesinde oturduğumuz yerden öğrenebilmekteyiz. 9.evin anlamı farklı olanı deneyimlemek demektir. Bizi geliştiren şey de budur. İş gelişimiyle ilgili yapılan araştırmalarda, sürekli olarak aynı kişilerle görüşmek ya da sabit ve sınırlı bir çevre içinde olmanın kişisel gelişimi engellediği tespit edilmiştir. Sürekli ve yalnızca birbiriyle iletişim halindeki bir grubun bütün üyelerinin bir süre sonra birbirinden farksız hale geldiği gözlemlenmiştir. Dolayısıyla ‘farklı olanı’ aramak kişinin vizyonunu geliştirir. Böylece aynı kısır döngünün içinden çıkarak farklı bakış açılarını öğrenmiş oluruz. Bunları beğeniriz ya da ret ederiz. Fakat bir kere farklı olanı gördükten sonra, hoşumuza gitse de gitmese de artık aynı kişi olamayız.

Bunu daha iyi ifade etmek için şöyle bir kıyaslama yapılabilir. Büyük ve kozmopolit bir şehirde yaşayan bir kişi, kendi kültürü dışında pek çok farklı kültürden gelmiş insanla sürekli olarak bir aradadır. Gerçekten hareketli bir hayat yaşıyorsa pek çok farklı din ve mezhepten kişiyi tanır. Farklı eğitim düzeylerinden, farklı kültürdeki farklı ailelerden gelmiş ve farklı bakış açılarına sahip kişilerle bir arada olma imkanı yakalar. Dolayısıyla bu kişinin 9.ev deneyimini yaşaması için gerçekten “uzak ve yabancı” bir ülkeye gitmesi gerekebilir. Diğer taraftan, küçük bir köyde yaşayan, sürekli aynı kişilerle görüşen, her gün aynı manzaraya bakan, hemen hemen hep aynı yemekleri yiyen ve aynı kültür düzeyinde kişilerle bir arada olan diğer bir kişiyi düşünelim. Köyünün bağlı bulunduğu şehri bile görmemiş bu kişinin komşu bir şehre gidişi bile onun için “uzak ve yabancı” olanı deneyimlemek olacaktır. Dolayısıyla büyük şehirde yaşayan kişi ve köyde yaşayan kişinin “uzak ve yabancı” olanı deneyimlemesi oldukça farklıdır. Bu örnekte de açıkça görüldüğü gibi hepimizin farklı hayatları ve farklı bakış açıları vardır. Dolayısıyla astrolojik semboller hepimizin hayatında değişik tecrübelere denk gelebilir.

Buradan devam edecek olursak 9.evin kavramsal anlamı üzerinde biraz daha yorum yapabiliriz. Uzak ülkelere seyahat olarak yapılan 9.evin tanımı aslında bazı astroglara göre mesafe olarak değil fikir olarak uzaklara gitmek olarak yorumlanır. Yani zihnimizin içinde de çok uzaklara gidebiliriz. Meditasyon sırasında, hayal kurarken ya da sıkılmış bir şekilde masamızın başında otururken, zihnimizin içinde çok farklı yerlere seyahat edebiliriz. Zihnimizi nasıl kullanacağımız bizimle alakalıdır ve ufkumuzu istersek sonsuz olasılıklar içinde genişletebiliriz. Uzaklara, çok uzaklara gitmek, tanıdık bir şey kalmayana kadar gitmek… 9.evin diğer tanımları felsefe ve yüksek bilinçtir. Bunun aynı zamanda uzak ülkelerle bağdaştırılmasının sebebi belki de insanın kendi felsefesini, kendi var oluşunu bulması için uzun yollar kat etmesi gerektiğindendir. Bu yol mesafeyle ölçülemez, ancak fikirlerle ölçülebilir.

Yay Burcu, Zihin ve Merkür

Bu kadar çok düşünen, fikir üreten, vizyonu geniş, filozof bir burç neden iletişim ve zihni temsil eden Merkür’de düşük durumdadır?

Jüpiter yönetimindeki Yay Burcu bilgiyi sentezlemek ve geliştirmekle alakalıdır. Yani burada Merkür’ün yönetici burçları İkizler ve Başak’ta olduğu gibi bilgiyi olduğu gibi aktarmak söz konusu değildir. Burada konuşmaktan çok düşünmek, araştırmak ve sentezlemek vardır. Bu sebeple Merkür, Jüpiter yönetimindeki Yay ve Balık burçlarında düşük durumdadır. Merkür’ün iletken enerjisi Yay’a uymaz. Çünkü Yay hiçbir şeyi olduğu gibi almak istemeyecektir. Halbuki elçiye zeval olmaz ve Merkür aldığı bilgileri olduğu gibi aktarmakla yükümlüdür.  Arada küçük oyunlar ve hileler yaparak da istediğini elde eder. Halbuki Yay’ın yüksek ahlaki değerleri vardır. O hep doğrunun ve gerçeğin peşindedir. Bu sebeple hep arar, hep yollardadır ve hep sorar. O dinleyip sentezler. Bir anlamda “söz gümüşse, sukut altındır” diyecektir. On düşünüp bir söyleyecektir.

Sınırları Aşan Jüpiter

Jüpiter, Yunan mitolojisindeki adıyla, tanrılar ülkesindeki Zeus’tur, yani tanrıların kralıdır. Jenerasyon gezegenleri – Uranüs, Neptün, Plüton – keşfedilmeden önce, dünyadaki sınırlarımızı aşmak Jüpiter’in sembolizmi altındaydı. Hatta Jüpiter’den sonra gelen Satürn bize bu dünyadaki sınırlarımızı hatırlatırdı. Bazı şeylerin mümkün olmadığını, çünkü bu dünyada belli bir kapasitede, belli sınırlar içinde, sınırlı bir vücut içinde olduğumuzu söylerdi. Daha sonra Uranüs, Neptün, Plüton keşfedildikten sonra bu sistem yıkılmış, gezegenlerin diziliminden farklı farklı anlamlar çıkarılmıştır. Tabi bu Jüpiter’in anlamını değiştirmedi ve Satürn’de her zaman ondan sonra bize kapasitemizi hatırlattı. Buna rağmen iyimser Yay, Oğlak’tan önce geldiği için, bizi bu Dünya’da tutan sınırlardan habersizcesine mümkün olduğunca genişlemek ve sınırlarını zorlamak ister. Onun için limit sonsuzluktur.

Jüpiter ve Güçlü İnançlar

İnsan zihni oldukça karmaşık yapıdadır. Hala bugün sırları tam olarak çözülmüş değildir. Fakat bilinen bir gerçek vardır ki o da insan beynin inanılmaz şeyler yapabilecek kapasitede olmasıdır. İsterse acıyı hissetmez, ateş üzerinde yürüyebilir ya da doktorların ümitsiz dediği hastalıkları iyileştirebilir. Bunları çok kereler duymuş ya da bazılarımız yakınımızda yaşamışızdır. Hatta kendi hayatımızda da şanslıysak böyle tecrübeleri deneyimlemişizdir. Peki, bu gerçekten şans mı yoksa inanç mı? Jüpiter’in klasik tanımı şans ve fırsatlar gezegenidir. O bize fırsatları sunar biz de bunları kendi irademizle gerçekleştiririz. “Şansım yaver gitti” deriz. Acaba şanslı ya da şansız zamanlarımız var mıdır? Ya da şanslı ya da şansız insanlar olur mu? Bir de şöyle bir söz vardır: “İnsan kendi şansını kendisi yaratır”. Yay kendi şansını kendi yarattığına inanır ve şansı yakalar. Ya da mevcut şansı yakalar ve kendi şansını kendi yarattığına inanır. Tavuk mu yumurtadan çıkmıştır, yumurta mı tavuktan bilinmez ama bilinen bir şey vardır ki o da insanın inançlarının, hayatının kontrolü üzerinde çok güçlü bir etkiye sahip olduğudur. Dolayısıyla inançlarımız bize başarı da getirebilir kısıtlama da…

Peki inançlarımızı değiştirmek mümkün müdür? İnançlarımızı ilk önce içinde doğduğumuz dinimiz ve kültürümüz, daha sonra ise ailemiz ve yakın çevremiz etkiler. İlkokulda müziğe yeteneği olmadığı söylenen nice kimse bir daha müzikle ilgili bir çalışma yapmamıştır.

“Keman çalmayı çok isterdim” diyen birine arkadaşı sorar: “Niye öğrenmiyorsun?”

“Benim müzik kulağım yoktur.”der o kişi. Arkadaşı merakla sorar: “Nereden biliyorsun?”

“İlkokul öğretmenim söylemişti. Flütle çalınan o parçayı bir türlü çalamamıştım”. Bu kişi daha ilkokuldayken sevmediği bir şarkıyı, pek de sevmediği bir enstrümanla çalmaya zorlanıp başarısız olunca, tüm potansiyel müzik hayatını bitirmiştir. Çünkü erken yaşta konusunda otorite kabul ettiği kişi tarafından empoze edilmek suretiyle edindiği güçlü inancı ona, “müzik kulağı” olmadığını söyler. Bu inanış, her müzik enstrümanı gördüğünde ya da müzikle ilgili bir konu açıldığında bu kişinin bilinçaltından yukarı çıkarak kulağına fısıldar: “Benim müzik kulağım yok!” Sormak gerekir; o müzik öğretmeni kaç şarkı sözü yazdı? Kaç albümü yayınlandı? Kaç bestesi duyuldu? Hikayede canlandırılan kişi belki Mozart olma ihtimalini o müzik öğretmeni yüzünden yitirmedi, fakat küçük yaşta edindiği bu güçlü inanç, onun kendini ifade, yaratıcılık ve belki de hayattan zevk almasına yardımcı olabilecek araçlarından birini öldürdü. Buna benzer daha nice hikayeler vardır. Bu tip sebeplerden daha nice yetenekler, nice yetiler kaybedilmiştir.

Pek çok kişi hayatlarının erken dönemlerinde ya da sonradan, böyle güçlü negatif inançlar edinerek bu inançların hayatını kısıtlamasına neden olurlar. İnançlarımız o kadar güçlüdür ki bizi rezil de eder vezir de…  Sizi engelleyen ne kadar çok inancınız olduğunu bir düşünün. “Kara kedi gördüm, bugün işim rast gitmez artık”, “Çok güldüm, çok ağlayacağım”, “Para mutluluk getirmez” ve daha niceleri…  DNA’sında siyah pigment olan bir kediyle o gün karşılaşmak nasıl olur da bizim o günkü işlerimizi olumsuz olarak etkileyebilir? Ya da güzel vakit geçirdiğimiz bir andan sonra niye başımıza olumsuz bir şeyin gelmesi gerekir? Cevabı hala bulamadıysanız ben size söyleyeyim. Bunda zavallı kedinin, hoşça geçirilmiş bir zamanın ya da çalışmamızın karşılığı olarak alacağımız yüklü miktardaki paranın bir kabahati yoktur. Sebep, bizim konuyla ilgili güçlü olumsuz inançlarımızdır! Olumsuz düşünen kişilerin hayatlarında peşi sıra zincirleme olumsuzluklar olduğuna çok kere şahit olmuşuzdur. Bu kişiler: “Bundan daha kötüsü olamaz” dediğinde bazen kısır döngü bozulur. “Dibe vurdum artık yukarı çıkıyorum.” Diğer taraftan bazı kişilerin olumsuz inançları o kadar güçlü bir şekilde hayatlarını kontrol eder ki: “Bundan daha kötü ne olabilir dedim, şunlar şunlar oldu” derler. Çünkü bunu söylerken daha kötüsünün de olabileceği ihtimali bu kişilerin bilinçaltında pusu kurmuştur.

Olumlu düşünen kişiler ise peşi sıra olumlu gelişmeleri hayatlarına çekerler. Hayatlarında imkansız denen şeyler gerçek olur. Eğer içlerinde, bundan sonra işlerin kötü gideceğine dair bir inanç yoksa bu kişiler mutlu, huzurlu ve başarılı bir şekilde hayatlarına devam ederler. Yollarına çıkan engelleri ise sadece öğrenmek ve tecrübe edinmek için birer fırsat olarak görürler. İşte tipik bir Yay bu tip insanlardandır. Hayatı her zaman ‘yakalanması gereken fırsatlar bütünü’  olarak görür. Onun için her gün yeni bir macera, yeni bir derstir. Her aldığı nefes için şükreder. Bu onun şansı mıdır yoksa güçlü pozitif inancımıdır bilinmez ama Yay, başkalarının umut ışığı görmediği karanlık mağaralarda bile ışığa yolculuk eder, çünkü O, hayallerini gerçeğe dönüştürebilecek ışığı daima kalbinde taşır.

Kasım 2008, Londra

Bu yazının tüm hakları saklıdır. İzin alınmadan hiç bir şekilde kullanılamaz.

FİKİR VE SANAT ESERLERİ KANUNU UYARINCA KISMEN VEYA TAMAMEN BU SİTE, E-BÜLTEN VE E-POSTA İÇERİĞİNİN ESER SAHİBİNİN İZNİ OLMAKSIZIN KOPYALANMASI, YAYIMLANMASI VE DAĞITIMI HUKUKİ VE CEZAİ YAPTIRIMA TABİ OLUP, AYKIRI DAVRANANLAR ALEYHİNDE GEREKLİ TAKİBATIN YAPILMASI GEREKLİ HALE GELİR.